İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibine borçlu tarafından yapılan itiraz neticesinde duran takibin devamını sağlamak ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde kesinleştirmek amacıyla İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenmiş hukuki bir çaredir. İcra inkar tazminatı ise borçlunun haksız itirazını caydırmak amacıyla, alacağın likit olması koşuluyla hüküm altına alınan asıl alacak üzerinden en az yüzde yirmi oranında uygulanan yasal bir yaptırımdır.
Bu rehberde ticari alacaklarda itirazın iptali davasının usulü, hak düşürücü süreler, alacağın likit niteliği, ispat yükü, icra inkar tazminatının doğuş koşulları ve hesaplama yöntemi güncel Yargıtay kararları ışığında kapsamlı şekilde ele alınmaktadır.
İtirazın İptali Davasının Usulü ve Başvuru Şartları
Ticari hayatın dinamizmi içerisinde alacakların tahsili, işletmelerin finansal sürdürülebilirliği açısından temel bir gerekliliktir. Türk hukuk sisteminde bir mahkeme ilamına ihtiyaç duyulmaksızın başlatılan ilamsız icra takipleri, alacaklıya hızlı bir tahsilat imkânı sunsa da borçlunun itirazı ile bu süreç sekteye uğrayabilmektedir. İtirazın iptali davası, tam da bu noktada borçlunun haksız itirazı ile duran icra takibinin devamını sağlamak ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde kesinleştirmek amacıyla ihdas edilmiş bir hukuki çaredir.
İtirazın iptali davası, hem İcra ve İflas Kanunu'nun takip hukukuna özgü sonuçlarını barındıran hem de genel hükümler dairesinde tam yargılama gerektiren karma nitelikli bir davadır. Mahkeme, sadece takibin devamına karar vermekle kalmaz; aynı zamanda taraflar arasındaki maddi hukuk uyuşmazlığını da nihai olarak çözer.
İlamsız İcra Takibinde Borçlunun İtiraz Mekanizması
İlamsız icra takibi, alacaklının elinde bir mahkeme kararı veya ilam niteliğinde belge bulunmasa dahi, sadece alacak iddiasına dayanarak icra dairesi aracılığıyla borçluya bir ödeme emri gönderilmesi sürecidir. Borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı borcun mevcut olmadığı, ödendiği veya icra dairesinin yetkisiz olduğu gibi gerekçelerle yedi gün içerisinde itiraz etme hakkına sahiptir. Bu itiraz, icra takibini kendiliğinden durdurur.
Borçlunun itirazı, herhangi bir gerekçe gösterme zorunluluğu olmaksızın (imzaya itiraz hariç) sadece "borcum yoktur" beyanıyla dahi takibi durdurabilmektedir. Bu durum alacaklıyı, duran takibi canlandırmak için iki temel yoldan birini seçmeye zorlar: itirazın kaldırılması (icra mahkemesi nezdinde) veya itirazın iptali (genel mahkemeler nezdinde). Ticari alacaklarda alacağın tespiti genellikle karmaşık defter incelemeleri ve bilirkişi raporları gerektirdiğinden, tam yetkili genel mahkemelerde açılan itirazın iptali davası en etkili ve kesin yoldur.
Tebliğin Kritik Rolü ve Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre
İcra ve İflas Kanunu'nun 67/1. maddesi uyarınca takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu bir yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir ve mahkemece resen dikkate alınır. Sürenin geçirilmesi durumunda alacaklı aynı takip üzerinden itirazın iptalini isteyemez; ancak genel hükümlere göre yeni bir alacak davası açma hakkı saklı kalır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.11.2013 tarihli, 2013/360 E., 2013/1605 K. sayılı İlamAlacaklının icra dosyasında yaptığı işlemler itirazın kapsamının tamamen öğrenildiği anlamına gelmediğinden, itirazın haricen öğrenilmiş sayılması mümkün değildir. Yerel mahkemenin harici öğrenme varsayımı, İİK'nın 67. maddesinin tebligatı şart koşan açık hükmüne aykırıdır.
Bu içtihat, alacaklı vekilinin dosyayı incelemiş olması veya dosyadan fotokopi alması gibi hâllerin İİK 67. maddedeki bir yıllık süreyi başlatmadığını ortaya koymaktadır. Sürenin işlemeye başlaması için itiraz dilekçesinin icra müdürlüğü kanalıyla alacaklıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olması şarttır.
Ticari Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Dava Şartı
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması zorunludur. İtirazın iptali davası da özü itibarıyla bir miktar paranın tahsiline yönelik bir uyuşmazlığı barındırdığından, ticari nitelikteki bu davalarda arabuluculuk süreci tamamlanmadan doğrudan mahkemeye başvurulması davanın usulden reddine sebebiyet verir.
Arabuluculuk faaliyeti devam ettiği sürece zamanaşımı ve hak düşürücü süreler durur. Bu durum, alacaklının arabuluculuk masasında zaman kaybetmesi nedeniyle dava açma hakkını yitirmesinin önüne geçer. Ticari bir alacak için başlatılan icra takibine itiraz edilmesi durumunda alacaklı, bir yıllık süre içerisinde önce arabuluculuğa başvurmalı, anlaşma sağlanamazsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren kalan süresi içinde davasını ikame etmelidir.
Alacağın Likit Niteliği ve İspat Yükümlülükleri
Ticari uyuşmazlıklardan kaynaklanan itirazın iptali davalarında yargılamanın merkezinde alacağın varlığı, miktarı ve bu miktarın likit olup olmadığı meselesi yer alır. İcra ve İflas Kanunu m. 67 çerçevesinde yürütülen bu süreçte alacaklının sadece bir alacağı olduğunu iddia etmesi yeterli olmayıp, bu alacağın miktarının borçlu tarafından belirlenebilir nitelikte olduğunu ve maddi hukuk kuralları çerçevesinde somut delillerle desteklendiğini ispat etmesi gerekir.
Ticari Defterler ve Faturaların Delil Değeri
Ticari alacakların ispatında fatura ve ticari defterler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca müstesna bir yere sahiptir. Fatura, tek başına bir alacağın varlığını kanıtlamaya yetmese de taraflar arasındaki ticari ilişkinin bir parçası olarak ticari defterlere kaydedildiğinde ve karşı tarafça itiraza uğramadığında güçlü bir delil niteliği kazanır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 11.04.2012 tarihli, 2011/94 E., 2012/2387 K. sayılı İlamTakibin dayanağı olan faturaların her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve icra takip tarihi itibariyle tarafların ticari defter ve kayıtlarının birbirlerini teyit ettiği tespit edildiğinde, alacağın artık tartışmasız bir şekilde likit olduğu kabul edilmelidir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 11.06.2014 tarihli, 2014/1093 E., 2014/4501 K. sayılı İlamTakip konusu alacak, taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafından itiraz edilmeksizin defterlerine kaydedilmiş bulunan faturalara dayanmakta olup, bu itibarla miktarı davalı yönünden bilinebilir, hesap edilebilir, belirlenebilir olan bu alacağın likit alacak niteliğinde olduğu kuşkusuzdur.
Ticari defterlerin delil gücü, TTK m. 222 uyarınca defterlerin usulüne uygun tutulmuş olmasına ve açılış-kapanış onaylarının tam olmasına bağlıdır. Eğer her iki taraf tacir ise ve her iki tarafın defterleri birbirini teyit ediyorsa, bu durum kesin delil niteliği taşır. Faturanın sadece davacı alacaklının defterinde kayıtlı olması ispat için tek başına yeterli değildir; bu durumda alacaklı malın teslim edildiğini sevk irsaliyeleri, teslim fişleri veya yan delillerle desteklemek zorundadır.
Alacaklının İspat Yükü ve Karşı Deliller
İtirazın iptali davalarında genel ispat kuralı, HMK m. 190 uyarınca "iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür" prensibidir. Bu bağlamda davacı alacaklı öncelikle bir temel ilişkinin (satım, hizmet, eser sözleşmesi vb.) varlığını ve bu ilişkiden doğan edimini yerine getirdiğini kanıtlamalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 01.06.2020 tarihli, 2017/1273 E., 2020/1442 K. sayılı İlamBu davada ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür.
Borçlu taraf ise alacaklının sunduğu delillere karşı karşı delil sunma hakkına sahiptir. Borçlu, borcun ödendiğini, takas edildiğini veya borcun hiç doğmadığını ileri sürebilir. Eğer borçlu ödeme savunmasında bulunuyorsa, bu noktada ispat yükü yer değiştirir ve ödemenin yapıldığını ispat yükü borçluya geçer.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 02.11.2009 tarihli, 2009/1070 E., 2009/9993 K. sayılı İlamDavalının takibe itirazında ödeme savunmasında bulunduğu, çıkarılan isticvap davetiyesine rağmen davalının ödeme belgelerini dosyaya ibraz etmediği gibi başkaca delil de sunmadığı durumlarda davanın kabulü gerekir.
Bu içtihat, borçlunun sadece soyut bir itirazla takibi durduramayacağını, mahkeme aşamasında bu itirazın altını somut ödeme belgeleriyle (makbuz, banka dekontu vb.) doldurması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bilirkişi İncelemesi ile Kayıtların Teyidi
Ticari alacak davalarının teknik mahiyeti, mahkemelerin çoğunlukla uzman bilirkişilerin yardımına başvurmasını zorunlu kılar. Mahkemece atanan uzman mali müşavir veya hesap uzmanı bilirkişiler, tarafların defterlerini inceleyerek bir denetim gerçekleştirir. Bu inceleme sonucunda hazırlanan rapor, alacağın likit olup olmadığını da teknik olarak ortaya koyar.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 01.07.2013 tarihli, 2013/8592 E., 2013/12314 K. sayılı İlamDava konusu alacak cari hesap ilişkisi nedeniyle faturaya bağlanmış likit, bir başka deyişle borçlusu tarafından bilinebilir, belirlenebilir bir alacak niteliğindedir.
Bilirkişi raporunun sadece "alacaklı şu kadar alacaklıdır" demesi yeterli değildir; raporun denetime elverişli, gerekçeli ve tarafların itirazlarını karşılar nitelikte olması gerekir. Alacağın fatura ve cari hesap kayıtlarından kaynaklanması durumunda bilirkişi incelemesi yapılmış olması tek başına alacağın likit olmadığını göstermez; aksine bu inceleme, var olan likit alacağın teknik bir teyididir.
İcra İnkar Tazminatının Doğuş Koşulları ve Hesaplaması
İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenen itirazın iptali davası, alacaklının duran takibi canlandırmak adına başvurduğu bir yol olmasının yanı sıra borçlunun haksız itirazlarını caydırmayı amaçlayan ağır bir yaptırım mekanizmasını da bünyesinde barındırır. Bu yaptırımın en somut tezahürü olan icra inkar tazminatı, alacaklının alacağına geç kavuşmasından doğan zararların asgari düzeyde telafisi ve icra sisteminin ciddiyetinin korunması açısından kritik bir öneme sahiptir.
Haksız İtiraz ve Likit Alacak Şartlarının Birlikteliği
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için doktrin ve yerleşik Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş iki temel şart bulunmaktadır: borçlunun icra takibine yaptığı itirazın haksızlığına mahkemece karar verilmesi ve takip konusu alacağın likit, yani belirlenebilir nitelikte olmasıdır. Bu iki şartın bir arada bulunmadığı durumlarda davanın kabulüne karar verilse dahi tazminat talebinin reddi gündeme gelir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 17.01.2011 tarihli, 2010/5134 E., 2011/144 K. sayılı İlamİtirazın iptali davalarında icra inkar tazminatına hükmedilmesi için davalı borçlunun itirazında haksız olması ve takip konusu alacağın likit (bilinebilir, belirlenebilir) olması gerekir. Alacaklının itiraz nedeniyle zarara uğrayıp uğramamasının icra inkar tazminatına hükmedilmesi açısından önemi bulunmamaktadır.
Bu içtihat, tazminatın sadece bir telafi aracı olmadığını; aynı zamanda haksız itirazı cezalandıran hukuki bir müeyyide olduğunu teyit etmektedir. Alacaklının bu tazminata hak kazanabilmesi için ayrıca bir zarara uğradığını ispat etmesine gerek bulunmamaktadır.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 09.07.2009 tarihli, 2008/11426 E., 2009/6913 K. sayılı İlamSatım sözleşmesine konu davalının ticari defterinde kayıtlı alacak, davalı tarafından hesaplanabilir ve bilinebilir nitelikte olduğundan likittir.
Tazminat Oranı ve Hesaplama Matrahı
İcra inkar tazminatının miktarı, İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesinde "hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere" şeklinde belirlenmiştir. Bu oran 2012 yılında yapılan kanun değişikliği ile yüzde kırktan yüzde yirmiye düşürülmüştür; ancak takip tarihi bu değişiklikten önce olan dosyalar için eski oran uygulanmaya devam etmektedir.
Tazminatın hesaplanmasında esas alınacak matrah konusunda Yargıtay uygulaması oldukça nettir: tazminat, takip talebindeki toplam miktar (işlemiş faiz, masraf vb. dâhil) üzerinden değil, yalnızca hüküm altına alınan asıl alacak miktarı üzerinden hesaplanmalıdır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 05.11.2012 tarihli, 2012/17391 E., 2012/24760 K. sayılı İlamAsıl alacak miktarı olan 4.900 TL'nin %40'ı oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, icra takip dosyasındaki toplam takip miktarı 6.558,65 TL üzerinden icra inkar tazminatı hesaplanarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Bu ayrım, borçlunun temerrüt faizi gibi feri alacaklar nedeniyle ek bir tazminat yükü altına girmesini engellemekte ve cezai müeyyidenin sınırlarını asıl borç ile sınırlı tutmaktadır.
İcra İnkar Tazminatının Kümülatif Şartları
Aşağıdaki tablo, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için aranan şartları ve her şartın hukuki sonucunu özetlemektedir.
| Şart | Hukuki Dayanak | Sonuç |
|---|---|---|
| İtirazın Haksızlığı | İİK m. 67/2 | Mahkemenin esasa dair kabul kararı |
| Alacağın Likit Olması | Yargıtay yerleşik içtihatları | Borçlu tarafından belirlenebilir tutar |
| Asıl Alacak Üzerinden Hesap | Yargıtay 13. HD 2012/17391 | Faiz ve fer'iler matraha dâhil edilmez |
| Asgari Oran %20 | İİK m. 67/2 (2012 değişikliği) | Mahkeme bu oranın altına inemez |
| Zarar İspatı Aranmaz | Yargıtay 19. HD 2010/5134 | Alacaklı zararını kanıtlamak zorunda değil |
Uygulanacak Faiz Türünün Netleştirilmesi
Hesaplama sürecinde bir diğer kritik nokta, takip sonrası işleyecek faiz türünün ve oranının netleştirilmesidir. Ticari alacaklarda genellikle reeskont veya avans faizi talep edilmektedir. Mahkeme hükmünün infaz kabiliyetine sahip olması ve tazminatın ferileriyle birlikte doğru tahsil edilebilmesi için faiz türünün açıkça belirtilmesi gerekir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 10.09.2018 tarihli, 2017/3008 E., 2018/3974 K. sayılı İlamHüküm altına alınan 39.454,32 TL asıl alacağın takip tarihinden sonra uygulanacak faiz türünün açıkça belirtilmesi, infazda tereddüt oluşturacak müphemlik bırakılmaması gerekir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 07.04.2011 tarihli, 2010/10213 E., 2011/4660 K. sayılı İlamDavacı yanın takibinde reeskont faizi talep ettiği gözden kaçırılarak takipten sonra işleyecek faiz bakımından reeskont faizi yerine ticari faize hükmedilmiş olması bozma nedenidir. Dava itirazın iptali davası olup mahkemece kurulan hükümde hem alacağın tahsili hem de itirazın iptali biçiminde karar verilmesi de doğru değildir.
Kötü Niyet Varsayımı Dışındaki Haller
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için kural olarak borçlunun kötü niyetli olması şart değildir. Borçlunun itirazında haksız çıkması ve alacağın likit olması, tazminat için yeterli ve gerekli şartlardır. Ancak bu genel kuralın istisnaları mevcuttur. Özellikle borçlu asilin kendisi değil de onun yasal temsilcileri veya mirasçıları söz konusu olduğunda yargı pratiği daha korumacı bir yaklaşım sergilemektedir.
İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Bu hâllerde alacak likit olsa bile temsilcinin veya mirasçının borcun varlığından haberdar olmaması veya borca itiraz etmesinde makul bir gerekçesi bulunması durumunda, kötü niyet ispatlanamadığı sürece tazminata hükmedilemez (Yargıtay 4. HD, 01.06.2020).
Yargıtay İçtihatları Işığında Pratik Stratejiler
Ticari alacakların tahsili sürecinde itirazın iptali davası, sadece bir alacak davası değil; aynı zamanda icra hukukunun teknik detayları ile maddi hukukun ispat kurallarının harmanlandığı stratejik bir süreçtir. Antalya'da yoğun ticari faaliyet gösteren turizm, inşaat ve gayrimenkul sektörlerinde alacak uyuşmazlıklarının önemli bir kısmı asliye ticaret mahkemelerine taşınmakta olup bu davaların başarısı büyük ölçüde takip öncesi ve takip sırasındaki usuli işlemlerin doğru yürütülmesine bağlıdır.
Takip Öncesi Hazırlık ve Belge Yönetimi
Ticari alacağın tahsili sürecinde stratejik başarı, dava aşamasında değil takipten önceki belge yönetiminde başlar. Faturaların karşı tarafa usulüne uygun tebliği, BA/BS formlarının düzenli takibi ve cari hesap mutabakatlarının yıl sonunda imza altına alınması, ileride doğacak uyuşmazlıklarda alacağın likit kabul edilmesini sağlayan en güçlü dayanaklardır.
Dava Sonrası Ödemelerin Hukuki Sonucu
Takip açıldıktan sonra borçlunun yaptığı ödemeler davanın konusuz kalmasına neden olmaz; ancak bu ödemelerin infazda dikkate alınması gerekir. Dava tarihindeki haklılık durumu esas alınarak tazminata hükmedilir; sonradan yapılan ödeme yalnızca infaz aşamasında mahsup edilir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 11.06.2014 tarihli, 2014/1093 E., 2014/4501 K. sayılı İlamDava tarihinden sonra yapılan ödemenin infaz aşamasında icra müdürlüğünce dikkate alınmasına karar verilmesi gerekirken, davanın bu nedenle reddedilmesi hatalıdır.
Hüküm Fıkrasının Netliği ve İnfaz Kabiliyeti
Karar aşamasında hüküm fıkrasının net olması, infaz aşamasında yaşanacak gecikmeleri önler. Mahkemenin hem alacağın tahsiline hem de itirazın iptaline aynı anda karar vermesi usul hatası olduğu gibi; uygulanacak faiz türünün, başlangıç tarihinin ve oranının açıkça belirtilmemesi de Yargıtay nezdinde bozma sebebidir. Alacaklı vekilinin dava dilekçesinde talep sonucunu, faiz türünü ve hesap matrahını net ifadelerle ortaya koyması bu riskin önüne geçer.
Ticari Alacaklarda İtirazın İptali ve İcra İnkar Tazminatı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
İtirazın iptali davası ne kadar süre içinde açılmalıdır?
İcra ve İflas Kanunu'nun 67/1. maddesi uyarınca itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup mahkemece resen dikkate alınır. Sürenin kaçırılması hâlinde alacaklı aynı takip üzerinden itirazın iptalini isteyemez; ancak genel hükümlere göre yeni bir alacak davası açabilir.
Alacaklının icra dosyasını incelemiş olması bir yıllık süreyi başlatır mı?
Hayır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre alacaklının icra dosyasını incelemesi veya dosyadan fotokopi alması, itirazın haricen öğrenilmesi sayılmaz ve bir yıllık süreyi başlatmaz. Sürenin işlemeye başlaması için itiraz dilekçesinin icra müdürlüğü kanalıyla alacaklıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olması zorunludur.
Ticari nitelikteki itirazın iptali davasında arabuluculuk şart mıdır?
Evet. TTK m. 5/A uyarınca konusu para alacağı olan ticari davalarda arabuluculuk dava şartıdır. Arabuluculuğa başvurulmadan açılan itirazın iptali davası usulden reddedilir. Arabuluculuk faaliyeti devam ettiği sürece İİK 67. maddedeki bir yıllık hak düşürücü süre durur; anlaşma sağlanamazsa son tutanak tarihinden itibaren kalan sürede dava açılır.
Alacağın likit sayılması için hangi koşullar aranır?
Likit alacak, tutarı borçlu tarafından bilinen veya basit bir aritmetik işlemle hesaplanabilir nitelikte olan alacaktır. Faturaların her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olması ve kayıtların birbirini teyit etmesi, alacağın likit olduğunun en güçlü göstergesidir. Mahkemenin takdir yetkisi, kusur oranı veya hakkaniyet indirimi gerektiren alacaklar likit sayılmaz.
İcra inkar tazminatı ne oranda ve hangi tutar üzerinden hesaplanır?
İİK m. 67/2 uyarınca tazminat, hüküm altına alınan asıl alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere belirlenir. Hesaplamada takip talebindeki toplam miktar değil, yalnızca asıl alacak esas alınır; işlemiş faiz, masraf ve diğer fer'iler matraha dâhil edilmez. 2012 öncesi takipler için eski oran olan yüzde kırk uygulanmaya devam etmektedir.
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklının zarara uğraması şart mıdır?
Hayır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre alacaklının itiraz nedeniyle zarara uğrayıp uğramamasının icra inkar tazminatına hükmedilmesi açısından önemi bulunmamaktadır. İtirazın haksız olması ve alacağın likit olması yeterli ve gerekli şartlardır; tazminat aynı zamanda haksız itirazı caydırıcı bir yaptırım niteliği taşır.
Borçlu dava açıldıktan sonra ödeme yaparsa tazminat hakkı düşer mi?
Hayır. Tazminat hakkı dava tarihindeki haklılık durumuna göre değerlendirilir; dava açıldıktan sonra yapılan ödeme tazminatı ortadan kaldırmaz. Söz konusu ödeme yalnızca infaz aşamasında icra müdürlüğünce mahsup edilir. Mahkemenin bu nedenle davayı reddetmesi Yargıtay tarafından bozma sebebi olarak kabul edilmektedir.


