yandex

Rafet Aslan Hukuk Bürosu, birey ve şirketlere odaklı hukuki danışmanlık, dava ve tahkim süreçlerinde stratejik temsil ve kalıcı çözümler sunar.

İcra Hukukunda İstihkak Davası: Üçüncü Kişi Mülkiyetinin Korunması Rehberi

  • Anasayfa
  • Blog
  • İcra Hukukunda İstihkak Davası: Üçüncü Kişi Mülkiyetinin Korunması Rehberi
İcra Hukukunda İstihkak Davası: Üçüncü Kişi Mülkiyetinin Korunması Rehberi

İstihkak davası, cebri icra sürecinde borçluya ait olduğu varsayılan ancak gerçekte üçüncü bir kişiye ait olan veya üzerinde üçüncü kişinin rehin gibi sınırlı aynî hakları bulunan malların haczedilmesi durumunda, gerçek hak sahibinin mülkiyet veya rehin hakkını korumak amacıyla İcra ve İflas Kanunu'nun 96 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş bir hukuki çaredir. İstihkak prosedüründe süreler hak düşürücü nitelikte olup mahkemece resen gözetilir.

Bu rehberde haciz aşamasında istihkak iddiasının ileri sürülmesi, icra dairesinin bildirim yükümlülüğü, hak düşürücü süreler, ispat yükünün dağılımı, delil türleri, takibin ertelenmesi mekanizması ve kötü niyet tazminatı güncel Yargıtay kararları ışığında kapsamlı şekilde ele alınmaktadır.

İstihkak İddiasının Haciz Aşamasındaki Niteliği ve Bildirim Prosedürü

İcra ve İflas Hukuku sistematiği içerisinde istihkak iddiası, mülkiyet hakkının ve diğer aynî hakların korunmasını hedefleyen en temel mekanizmalardan biridir. Cebri icra sürecinde haczedilen mallar üzerinde üçüncü kişilerin hak iddiasının hukuki bir denetimden geçmesi amacıyla İİK 96 ve devamı maddelerinde istihkak prosedürü ihdas edilmiştir. İstihkak iddiası teknik anlamda bir maddi hukuk iddiası olup, haciz anında veya sonrasında ileri sürülme biçimine göre farklı usuli sonuçlar doğurur.

İstihkak Davasının Temel Tanımı

İstihkak davası, haczedilen bir mal üzerinde üçüncü bir kişinin mülkiyet veya sınırlı aynî hak (rehin, hapis hakkı, intifa hakkı vb.) iddiasında bulunarak, bu hakkın mahkeme kararıyla saptanmasını ve hacizden kurtarılmasını talep ettiği davadır.

Haciz Tutanağındaki Üçüncü Kişi İddiası

Haciz işlemi sırasında haczedilen mal üzerinde borçlu dışındaki bir kişinin hak iddia etmesi, istihkak prosedürünün fitilini ateşleyen ilk ve en önemli usuli işlemdir. İİK m. 96/1 uyarınca borçlu, elinde bulunan bir malı haciz sırasında üçüncü bir kişi lehine istihkak iddiasında bulunabileceği gibi, üçüncü kişi de bizzat bu iddiayı ileri sürebilir. Bu iddianın haciz tutanağına şerh düşülmesi sadece bir beyandan ibaret olmayıp, hukuki sürecin resmen başlamasını sağlar.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 17.10.2006 tarihli, 2006/11137 E., 2006/10343 K. sayılı İlam

Haciz sırasında hazır bulunan borçlu, haczedilen malların davacı üçüncü kişiye ait olduğunu söylemek ve bu iddiasını haciz tutanağına yazdırmak suretiyle üçüncü kişi lehine İİK m. 96/1 kapsamında istihkak iddiasında bulunmuştur. Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir.

Haciz sırasında istihkak iddiasında bulunulması, icra memurunun takdir yetkisini aşan bir durumdur. İcra müdürü bu iddianın yerinde olup olmadığını inceleme yetkisine sahip değildir; görevi iddiayı tutanağa geçirmek ve kanuni prosedürü işletmektir. İddianın tutanağa geçirilmemesi veya dikkate alınmaması memur işlemini şikâyet konusu yapabileceği gibi, üçüncü kişinin mülkiyet hakkının özüne dokunur.

Rehin ve Diğer Aynî Hak İddialarının Kapsamı

İstihkak iddiası denildiğinde akla ilk gelen mülkiyet hakkı olsa da, İİK kapsamındaki istihkak davaları çok daha geniş bir aynî hak yelpazesini koruma altına alır. Haczedilen mal üzerinde üçüncü bir kişinin rehin hakkı, hapis hakkı veya intifa hakkı gibi sınırlı aynî haklar iddia etmesi de istihkak prosedürüne tabidir. Özellikle bankaların mevduat üzerindeki rehin hakları veya ticari işletme rehni gibi hususlar bu davanın en teknik alanlarını oluşturur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.03.2022 tarihli, 2018/93 E., 2022/255 K. sayılı İlam

Haczedilen bir mal üzerinde, alacaklı ve borçlu dışındaki bir üçüncü kişinin rehin hakkı bulunduğunun ileri sürülmesi de istihkak iddiasıdır. İcra memuruna mahcuz üzerinde üçüncü kişinin ticari işletme rehin hakkını tanıma yetkisi veren yasal bir düzenleme bulunmadığından, bu tür uyuşmazlıkların ancak istihkak davası yoluyla çözülmesi gerekir.

Taşınmaz rehninin (ipotek) kapsamına giren ve taşınmazın mütemmim cüzü veya teferruatı niteliğinde olan menkullerin haczi durumunda da istihkak iddiası gündeme gelmektedir. İpotek hakkının bölünemezliği ilkesi gereği üçüncü kişinin rehin hakkı, hacizli malın satış bedeli üzerinde rüçhan (öncelik) hakkı doğurur. Bu nedenle istihkak davası sadece malın mülkiyetini geri almak için değil, satış bedeli üzerindeki hak sahipliğini kanıtlamak için de hayati öneme sahiptir.

İcra Dairesinin Taraflara Bildirim Yükümlülüğü

İstihkak iddiası ileri sürüldüğünde icra dairesinin üzerine düşen en kritik görev, bu iddiayı taraflara usulüne uygun olarak bildirmek ve onlara itiraz haklarını kullanmaları için yasal süreleri tanımaktır. Bu süreç, malın kimin elinde haczedildiğine göre İİK 96-97 veya İİK 99 prosedürlerinden hangisinin uygulanacağını belirler. Mal borçlunun elinde haczedilmişse icra müdürü alacaklı ve borçluya üç günlük süre vererek istihkak iddiasına itirazlarını bildirmelerini ister; verilen süre içinde itiraz etmezlerse istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar.

Uygulamada en çok hata yapılan hususlardan biri, malın üçüncü kişi elinde haczedilmesi durumunda işletilmesi gereken İİK 99 prosedürüdür. Bu durumda icra müdürü, alacaklıya istihkak iddiasının reddi için dava açması amacıyla yedi günlük süre vermelidir. Ancak bu sürenin verilmesi tek başına yeterli değildir; bildirimde mutlaka hukuki sonuçların hatırlatılması, yani bir ihtarat yapılması zorunludur.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 05.10.2022 tarihli, 2022/5718 E., 2022/9829 K. sayılı İlam

İİK'nın 99. maddesine göre prosedürün hukuki sonuç doğurması için alacaklıya yedi gün süre verilmesi ve dava açmaması hâlinde üçüncü kişinin iddiasını kabul edeceği ihtaratının yapılması şarttır; süre de kararın tebliğ tarihiyle başlar.

İhtaratın eksikliği, alacaklının dava açma yükümlülüğünü askıya alır ve icra müdürünün bu prosedürü tamamlamadan malın satışına veya paranın ödenmesine yönelik işlemleri yasaya aykırı hâle gelir. İcra dairesinin bildirim yükümlülüğü sadece bir kâğıt parçasının gönderilmesi değil, tarafların hukuki dinlenilme haklarını kullanabilmelerini sağlayacak, kanuni şartları haiz bir tebliğ işleminin gerçekleştirilmesidir.

Dava Açma Hak Düşürücü Süreleri ve İcra Müdürünün Prosedür Zorunluluğu

İstihkak iddialarına ilişkin sürelerin yönetimi, icra hukukunun en dinamik ve hak kayıplarına en açık alanlarından biridir. Bu süreçte süreler sadece tarafların iradesine bırakılmış basit zaman dilimleri değil; kamu düzenini ilgilendiren, mahkemece resen gözetilmesi gereken ve kaçırılması durumunda maddi hakkın özüne ulaşmayı engelleyen hak düşürücü niteliktedir.

Haciz Anında İddia ile Süre Kesilmesi

İstihkak prosedürünün en kritik anı, haciz işleminin tatbik edildiği andır. İİK m. 96 çerçevesinde haciz sırasında borçlunun üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunması, yasal sürenin işlemesini durduran ve üçüncü kişinin haklarını koruma altına alan bir etkiye sahiptir. Haciz tutanağı, sadece bir tespit belgesi değil aynı zamanda hak düşürücü süreleri durduran hukuki bir baraj işlevi görür.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 21.02.2011 tarihli, 2011/1483 E., 2011/1455 K. sayılı İlam

Davacı üçüncü kişi haciz sırasında istihkak iddiasında bulunduğundan dava açma süresi kesilmiş olup, bu tarihten sonra açtığı dava bu nedenle süresindedir.

Sürenin kesilmesi, üçüncü kişinin mülkiyet hakkının korunması noktasında hayati bir öneme sahiptir. Zira haciz anında bu iddianın ileri sürülmemesi, ileride açılacak bir davanın "öğrenme tarihi" tartışmalarıyla boğulmasına neden olabilir.

Alacaklıya Verilen Yedi Günlük Mühlet

Haczedilen malın üçüncü kişinin elinde bulunması durumunda işletilen İİK 99 prosedürü, ispat yükünü alacaklıya yüklerken ona aynı zamanda dar bir zaman aralığı tanımaktadır. İcra müdürü, üçüncü kişinin elinde bulunan bir malı haciz altına aldığında alacaklıya bu istihkak iddiasının reddi için dava açması amacıyla yedi günlük kesin bir süre vermelidir. Bu yedi günlük süre, alacaklı için bir hak arama hürriyeti olduğu kadar, sürenin pasif geçirilmesi durumunda üçüncü kişinin iddiasının maddi hukuk anlamında kesinleşmesi sonucunu doğuran ağır bir yaptırımı da bünyesinde barındırır.

Süre Kaçırılmasının Telafisi Güç Sonuçları

İstihkak davalarında süreler hak düşürücü karakterde olmaları hasebiyle usul hukukunun en katı kurallarına tabidir. Bu sürelerin geçirilmesi, uyuşmazlığın esasına girilmesini imkânsız kılar ve mahkeme tarafından davanın usulden reddine karar verilmesini zorunlu kılar.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 25.03.2010 tarihli, 2009/4429 E., 2010/2733 K. sayılı İlam

İstihkak davalarında, İİK'nın 97/9. maddesinde öngörülen 7 günlük istihkak davası açma süresi hak düşürücü süre niteliğindedir. Kamu düzenine ilişkin bu durum mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 23.02.2012 tarihli, 2011/11744 E., 2012/2072 K. sayılı İlam

Davacı üçüncü kişi dava konusu 07.04.2010 tarihli haczi 28.10.2010 tarihinde öğrenmiş ve istihkak davasını en geç 04.11.2010 tarihine kadar açması gerekirken 7 günlük hak düşürücü süreyi geçirerek 09.11.2010 tarihinde açtığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekir.

Yalnızca beş günlük bir gecikme dahi mülkiyet hakkının ispatlanması imkânını ortadan kaldırmış ve davanın esası incelenmeksizin reddine yol açmıştır. Hak düşürücü sürenin bir diğer tehlikeli boyutu, tebligat usulsüzlükleri ve öğrenme tarihlerinin ispatı noktasında toplanmaktadır. Haciz sırasında hazır bulunmayan üçüncü kişi için süre, hacze ıttıla yani öğrenme tarihinden itibaren başlar.

İİK 96/97 ile İİK 99 Prosedürlerinin Karşılaştırılması

Aşağıdaki tablo, malın haczedildiği yerin kim tarafından elde tutulduğuna göre uygulanacak iki farklı istihkak prosedürünü özetlemektedir.

Karşılaştırma Unsuru İİK m. 96-97 (Borçlu Elinde) İİK m. 99 (Üçüncü Kişi Elinde)
Mülkiyet Karinesi Borçlu lehine Üçüncü kişi lehine
Dava Açma Yükü Üçüncü kişi açar Alacaklı açar
Süre 7 gün (haczi öğrenme) 7 gün (ihtaratlı tebliğ)
İhtarat Zorunluluğu Üç günlük itiraz süresi Hukuki sonuç ihtaratı şart
İspat Yükü Üçüncü kişide Alacaklıda
Sessiz Kalmanın Sonucu İddia kabul edilmiş sayılır İddia kabul edilmiş sayılır

İspat Yükü Dağılımı, Delil Türleri ve Takibin Ertelenme Talebi

İstihkak davasında esasa girildiğinde mahkemenin ilk ve en önemli görevi ispat yükünün hangi taraf üzerinde olduğunu tayin etmektir. İcra ve İflas Kanunu, mülkiyet karineleri üzerinden taraflara farklı ispat külfetleri yüklemiş; haczin nerede ve kimin huzurunda yapıldığı olgusunu davanın ispat standardının temel taşı hâline getirmiştir.

Üçüncü Kişi ve Alacaklının İspat Külfeti

İstihkak davasında ispat yükünün tayini kural olarak İİK m. 97/a ve İİK m. 99 hükümlerindeki mülkiyet karinelerine dayanır. İİK m. 97/a uyarınca bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır; borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde dahi mal borçlu elinde addolunur. Bu hüküm, haczin borçlunun adresinde veya borçlu ile üçüncü kişinin ortak kullanımında olan bir mahalde yapılması durumunda ispat yükünü doğrudan üçüncü kişiye yükler.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.12.2020 tarihli, 2017/2193 E., 2020/1029 K. sayılı İlam

Taşınır mal yalnız üçüncü kişi elinde haczedilmişse, kural olarak dava açma ve dolayısıyla ispat yükü İİK'nın 99. maddesi uyarınca alacaklıya düşer.

Mal üçüncü kişinin münhasır zilyetliğinde haczedilmişse mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehinedir ve alacaklı, bu malın aslında borçluya ait olduğunu, aradaki ilişkinin muvazaalı olduğunu veya mülkiyetin borçludan mal kaçırmak maksadıyla devredildiğini kesin ve güçlü delillerle ispat etmek zorundadır. Alacaklının soyut iddialarla bu karineyi çürütmesi mümkün değildir; borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bir bağ olduğunu, aynı iş kolunda faaliyet gösterdiklerini veya hacizli malların borçlunun ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu somut verilerle ortaya koymalıdır.

Fatura, Ticari Defter ve Noter Belgelerinin Rolü

İstihkak davalarında mülkiyetin ispatı sadece tanık beyanlarıyla geçiştirilemeyecek kadar teknik bir süreçtir. Mahkeme nezdinde en itibarlı deliller; tarihleri borcun doğumundan öncesine dayanan, içeriği somut ve denetlenebilir olan yazılı belgelerdir. Faturalar, ticari defterler ve noter onaylı sözleşmeler davanın omurgasını oluşturur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 06.03.2017 tarihli, 2015/3478 E., 2017/2980 K. sayılı İlam

İbraz edilen faturaların hangi mallara ilişkin olduğuna dair ayırt edici özellikleri içermediği ve faturaların borcun doğumundan ve hatta takip tarihinden sonra düzenlendiği gerekçesiyle mülkiyet karinesinin aksinin ispatlanamadığına hükmedilmesi yerindedir.

Üzerinde sadece "muhtelif eşya" yazan veya seri numarası belirtilmeyen faturalar haczedilen spesifik malların mülkiyetini ispatlamada zayıf kalmaktadır. Ticari defterler ise HMK m. 222 uyarınca sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için usulüne uygun tutulmuş ve açılış-kapanış onayları yapılmış olmalıdır.

Noter onaylı belgeler ve resmi sicil kayıtları ise ispat gücü en yüksek delillerdir. Özellikle tescile tabi araçlar ve iş makineleri söz konusu olduğunda zilyetlik karinesinin yerini sicil kayıtları alır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 18.06.2025 tarihli, 2025/1837 E., 2025/4650 K. sayılı İlam

Bir taşınır malı elinde bulunduran kişi onun maliki sayılır karinesi, trafik siciline tescil edilmiş araçlar yönünden uygulanmaz. 2918 sayılı Kanun'un 20/d maddesine göre tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin geçerli olabilmesi için noterlerce yapılması gerekir.

Takibin Ertelenmesi ve Mal Satışının Durdurulması

İstihkak davasının açılması kural olarak icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Ancak davanın konusu olan malın satılması ve bedelinin alacaklıya ödenmesi, davanın sonunda elde edilecek başarıyı anlamsız kılabilir. Bu nedenle İİK m. 97/3 uyarınca icra mahkemesi takibin ertelenmesine (talikine) karar verebilir.

İİK m. 97/13 uyarınca takibin ertelenmesi kararının infaz edilebilmesi için davacıdan, alacaklının muhtemel zararlarına karşılık bir teminat alınması zorunludur. Teminatın miktarı mahkemece takdir edilir; davanın haksız çıkması durumunda alacaklının uğrayacağı gecikme zararını tazmin etme amacı taşır.

Takip Ertelenmediğinde Ne Olur?

Takibin ertelenmesi kararı verilmediği takdirde icra müdürlüğü satış işlemlerine devam eder. Bu durumda istihkak davası malın mülkiyetine değil, satıştan elde edilen bedele (ikame kaim değer) yönelir. Mal satılmış ve bedeli alacaklıya ödenmişse, üçüncü kişi davasını kazandığında alacaklıdan bu bedelin iadesini talep eder. Ancak bu süreç malın aynının geri alınmasını imkânsız kıldığı için, ticari işletmeler için hayati öneme sahip makineler veya tescilli araçlar söz konusu olduğunda takibin ertelenmesi talebi davanın olmazsa olmazıdır.

Yargıtay İçtihatları, Kötü Niyet Yaptırımları ve Stratejik Yönetim

Yargıtay'ın istihkak davaları alanındaki yerleşik kararları, uyuşmazlığın hukuki niteliğinden kötü niyet tazminatının şartlarına kadar geniş bir yelpazede uygulayıcılara yol göstermektedir. Antalya gibi turizm ve gayrimenkul sektörünün yoğun olduğu illerde otel mobilyaları, mutfak ekipmanları, iş makineleri ve leasing yoluyla edinilmiş araçlar üzerinde sıkça istihkak iddiaları gündeme gelmekte olup bu davaların başarısı hukuki nitelendirmenin doğru yapılmasına bağlıdır.

İstihkak Davası ile Şikâyet Ayrımı

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, icra memurunun istihkak prosedürünü işletmemesi veya hatalı işletmesi durumunda başvurulacak yolun nitelendirilmesinde yaşanmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğu kuralı, istihkak uyuşmazlıklarında temel bir direktiftir. Taraflar başvurularını "şikâyet" olarak adlandırmış olsalar dahi, eğer uyuşmazlığın özü bir aynî hak iddiasına dayanıyorsa mahkemece bu başvurunun istihkak davası olarak görülmesi zorunludur.

Şikâyet müessesesi icra ve iflas dairelerinin kanuna aykırı işlemlerinin iptali amacını taşırken ve kural olarak maddi uyuşmazlık incelemesi yapmazken; istihkak davası üçüncü kişinin mülkiyet veya rehin hakkı iddiasını esas alan teknik anlamda müspet bir tespit davası niteliğindedir. Bu ayrım, davanın görüleceği usul ve toplanacak deliller bakımından belirleyicidir.

Kötü Niyetli İddialara Karşı Tazminat Sorumluluğu

İcra ve İflas Kanunu, istihkak davası yoluyla takibin haksız yere durdurulmasını veya alacaklının haklarına kavuşmasının engellenmesini önlemek amacıyla ağır tazminat yaptırımları öngörmüştür. İİK m. 97/13 hükmü, istihkak davası reddedilen davacı aleyhine alacaklının bu dava nedeniyle tahsilatı geciken alacağının yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini düzenler.

Tazminata hükmedilebilmesi için öncelikle istihkak davası üzerine takibin talikine karar verilmiş ve bu kararın fiilen uygulanmış olması gerekmektedir. Eğer mahkemece takibin durdurulması yönünde bir ihtiyati tedbir veya talik kararı verilmemişse, alacaklının tahsilat süreci teknik olarak engellenmediği için gecikme tazminatına yer olmayacaktır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 08.07.2013 tarihli, 2013/6395 E., 2013/10641 K. sayılı İlam

İstihkak davalarında alacaklı yararına tazminata hükmedilebilmesi için İİK'nın 97/13. maddesinde aranan tüm koşulların bir arada bulunması şarttır.

Üçüncü kişinin davasının kabul edilmesi durumunda ise alacaklının kötü niyetli olduğu ispat edilirse bu kez alacaklı aleyhine tazminata hükmedilebilir. Burada ispat yükü davacı üçüncü kişide olup, alacaklı tarafın kötü niyeti kanıtlanmadığında tazminat isteğinin reddi gerekir. Dolayısıyla tazminat mekanizması, hem alacaklıyı hem de gerçek hak sahibi üçüncü kişiyi koruyan çift taraflı bir dengeleme aracıdır.

İcra Hukukunda İstihkak Davaları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İstihkak davası açmak için süreyi nereden başlatmak gerekir?

Üçüncü kişi haciz sırasında hazır bulunmuş ve istihkak iddiasını tutanağa geçirtmişse süre kesilir. Hazır bulunmadığı durumda yedi günlük hak düşürücü süre, üçüncü kişinin haczi öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu süre kamu düzenine ilişkin olup mahkemece resen gözetilir; kaçırılması davanın esasına girilmeksizin usulden reddine yol açar.

Mal borçlunun adresinde haczedildiğinde ispat yükü kimde olur?

İİK m. 97/a uyarınca taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Bu nedenle haciz borçlunun adresinde veya borçlu ile üçüncü kişinin ortak kullanımındaki bir mahalde yapılmışsa mülkiyet karinesi borçlu lehinedir ve ispat yükü doğrudan üçüncü kişiye geçer. Üçüncü kişi malın kendisine ait olduğunu güçlü ve kesin delillerle ortaya koymak zorundadır.

İcra müdürü alacaklıya yedi günlük süreyi verirken hangi ihtaratı yapmak zorundadır?

İİK m. 99 prosedüründe icra müdürü, alacaklıya istihkak iddiasının reddi için dava açması amacıyla yedi günlük süre verirken bu sürede dava açılmaması hâlinde üçüncü kişinin iddiasının kabul edilmiş sayılacağı yönünde açık bir ihtaratta bulunmak zorundadır. İhtaratın eksikliği prosedürü sakatlar; süre işlemeye başlamaz ve icra müdürünün sonraki işlemleri yasaya aykırı hâle gelir.

Tescilli araçlar yönünden mülkiyet karinesi nasıl uygulanır?

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadına göre taşınır mülkiyetinin zilyetlikle ispatlanacağına dair karine trafik siciline tescil edilmiş araçlar yönünden uygulanmaz. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tescilli araçların satış ve devrinin geçerliliği noter senedine bağlı olduğundan, bu tür araçlarda noter onaylı satış belgesi veya tescil kaydı belirleyicidir.

Banka mevduatı üzerindeki rehin hakkı istihkak davasına konu olur mu?

Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre haczedilen bir mal üzerinde alacaklı ve borçlu dışındaki bir üçüncü kişinin rehin hakkı bulunduğunun ileri sürülmesi de istihkak iddiasıdır. Bankaların mevduat üzerindeki rehin ve takas hakları, ticari işletme rehni veya ipotek kapsamındaki teferruat malları üzerindeki haklar bu kapsamda korunur.

İstihkak davası açıldığında icra takibi otomatik olarak durur mu?

Hayır. İstihkak davasının açılması kural olarak icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Davacı üçüncü kişinin İİK m. 97/3 uyarınca takibin ertelenmesini (talikini) ayrıca talep etmesi ve mahkemenin bu talebi kabul etmesi gerekir. Erteleme kararı için davacıdan, alacaklının muhtemel zararlarına karşılık teminat alınması zorunludur.

İstihkak davası reddedilirse üçüncü kişi tazminat ödemek zorunda kalır mı?

Eğer mahkemece takibin ertelenmesine karar verilmiş ve dava sonunda reddedilmişse, davacı üçüncü kişi alacaklının bu nedenle tahsilatı geciken alacağının yüzde yirmisinden az olmamak üzere bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Takibin ertelenmesi kararı verilmemiş ise tazminat şartları oluşmaz. Bu nedenle takip ertelenmesi talebi stratejik bir karar olarak titizlikle değerlendirilmelidir.

Yasal Uyarı Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. İcra ve iflas hukuku kapsamındaki istihkak davası uyuşmazlıklarının her birinin kendine özgü hukuki koşulları bulunduğundan, somut davalarda mutlaka alanında uzman bir Antalya avukatından profesyonel hukuki destek alınması tavsiye edilir. Makalede yer alan Yargıtay kararları bilgilendirme amaçlıdır; güncel içtihat değişiklikleri nedeniyle farklılık gösterebilir.
whatsapp telegram